Yeni Fenerbahçe: Eksiler ve Artılar

Yeni Fenerbahçe: Eksiler ve Artılar

fenerbahce3 CWKE12 260x130 Yeni Fenerbahçe: Eksiler ve ArtılarFenerbahçe futbol takımı değişiyor.

Aykut Kocaman’ın deyimiyle, bir “Teknik direktör takımı” na dönüşüyor.
Salt şablon ve oyun yapısı olarak değil; saha içi ve saha dışıyla birlikte, bir sistem takımı olma yolunda adımlar atıyor.

Konuya Aykut Kocaman özelinde bakmak yanlış olur.
Bir sistem takımı yaratma yolunda büyük bedeller ödeyerek mücadele eden “Don Kişot” olsa da Aykut Hoca; bunu kendi koltuğu/menfaati için değil, Fenerbahçe’nin geleceği için yapıyor.

Bugün çekilen cefaların ve ama bolca atılan tohumların meyvesini -inşallah- Aykut Kocaman döneminde de, bayrağı ondan devralan Hoca ve Hocalar döneminde de toplayacağız.

İşte bu yüzden hikayemize isimlerden bağımsız, modern futbolun gereklilikleri ekseninde bakmalıyız artık.

Öyle ki; değişim/dönüşüm ve modern futbol sepetine atılan doğruların mükafatını -şimdilik- UEFA Avrupa Ligi maçlarında aldık.

Avrupa’da -hangi platform olursa olsun- üst üste 4 maç kazanmak her babayiğidin harcı değil. Üstelik 3 deplasman galibiyeti asla azımsanacak bir olay değil.
Ki; kim ne derse desin, Gladbach ve Marsilya deplasmanlarından galibiyetle dönmek, önemli bir eşik göstergesi.
Daha iyilerini yapabileceğimizin işareti.

***

Girizgahı bir kenara bırakalım ve işin tekniğine gelelim isterseniz.

Önce, geleceğe ışık tutan, tek oyuncu değişikliğinin Stoch-Caner olduğu, Bekir-Yobo tandemiyle mevcut form düzeyinde ideal kadromuzla çıktığımız son 4 resmi maçımızın MatchStudy’de yayınlanan sahaya yayılma grafiklerine göz atalım.

Fenerbahçe-AEL:

 Yeni Fenerbahçe: Eksiler ve Artılar

Fenerbahçe-Orduspor:

 Yeni Fenerbahçe: Eksiler ve Artılar

Eskişehirspor-Fenerbahçe:

 Yeni Fenerbahçe: Eksiler ve Artılar
Marsilya-Fenerbahçe:
 Yeni Fenerbahçe: Eksiler ve Artılar

Sahadaki yayılışı yukarıdaki 4 grafikteki gibi olan şablonun, tahtadaki görünüşü ise aşağıda:

 Yeni Fenerbahçe: Eksiler ve Artılar

Bunun adı tam anlamıyla “Esnek 4-2-3-1″. Zira yukarıdaki 4 grafikte de gördüğünüz gibi, maç içinde hücum ve savunmada 4-5-1, 4-3-3 ve 4-4-2′ye evrilen bir yapısı var. Savunma iskeleti sabit. Orta saha ve hücum hattı ise sabit savunma rollerine, değişken hücum görevleri ekliyor.

 

Geri dörtlü ve orta ikili takımın iskeleti, mümkün mertebe değişmezleri. Ancak daha çok hücum rolü üstlenen ilerideki 4 oyuncu maç, form ve taktik nedenlerden ötürü zaman zaman değişecektir. Örneğin Krasic sağ kanadı mutlaka teslim alacak, Stoch’un Caner’den daha fazla oynadığı dönemler olacak, Kuyt ile Sow zaman zaman birbirlerini dinlendireceklerdir. Özetle; Aykut Hoca’nın en çok rotasyon uygulayacağı bölge, 4 oyuncudan oluşan hücum hattı.

 

Bu sistemin mevcut haliyle birtakım eksileri ve artıları var. Takımın muhtemel ideal dizilişiyle yaptığı maç sayısı arttıkça; artıların daha belirgin ve keskin, eksilerin azalan bir trende sahip olacağına eminim.

 

Şimdi gelelim madde madde beraberinde kaygı ve umutlar taşıyan eksiler ve artıları yazmaya:

 

 

Önce eksiler:

 

 

1- Ritim ve tempo: Başta Aykut Hoca olmak üzere herkesin malumu. İlacı, muhtemel ideal kadronun maç sayısının ve buna bağlı olarak kordinasyonun artması. Ancak mevcut şekliyle, savunmada oldukça iyi kademe yapan bu takım, topu ayağına aldığında daha seri/çabuk/hızlı oynamalı. Aksi halde geri koşan ve kapanan rakiplere karşı set hücumuna kalıyor iş.

2- Set hücumu: Oyun sistemimiz rakibi 90 dakika boğan, ablukaya alan, topu rakibe vermeyen bir yapıda değil. Daha çok rakibi geride karşılayan, alan daraltıp çabuk/hızlı/dikine hücumlarla pozisyona girmeyi hedefleyen bir oyun kurgusuna sahibiz. Ancak bilhassa küçük ya da kapanan takımlara karşı oynarken set hücumunda üretken olmanız şart. Henüz yaratılan suni krizler sebebiyle kaybettiğimiz zaman bu aşamaya geçme şansı tanımadı bize. İlk aşamadayız. Rakibi karşılama ve süratle topu ileri taşıma merhalesine yeni geldik. Ancak tez zamanda set hücumunda cepheden ve kanatlardan rakip savunmayı delmek için gerekli varyeteleri geliştirmemiz gerek. Bilhassa Spor Toto Süper Lig’in anahtarı burada.

 

3- Statik hücum: Yukarıdaki 2 madde ile ilintili. Bilhassa beklerin ve ilerideki 4 hücum oyuncunun daha mobil olmaları, pas alışverişine daha fazla katılmaları gerekir. Ve hatta Topal’ın sigorta olduğu düşünülürse Meireles’in. Son 4 maç bu eksikliğimiz azalıyor ancak hala maç içinde zaman zaman langırt izliyor hissiyatına kapılıyoruz tribünde/ekranda.

4- Cristian/Orta ön oyuncu: Dün, bir başka yazıda şunları yazmıştım Cristian için:

“Beğenmeyeni, beğeneninden fazla olabilir. İyiyken çok iyi, kötüyken çok kötü. Bir maç 10 üzerinden 9 puan alırken, bir sonraki maç 1 puanı zor hak ediyor. Ancak ne olursa olsun; oynadığı dönem süresince, bilhassa kritik maçlardaki katkısı yadsınamaz. Alex sonrası orta ikilinin önünde, hücum bölgesinde görev alıyor. Duran topların, kornerlerin başına o geçiyor. Hakkını verelim; Alex sonrası en muhtemel eksik olarak gördüğümüz duran toplar konusunda bizi mahçup etti. Kaleyi bulan ve hatta gol olan frikikleri, adresini bulan kornerleri skora katkısını da artırdı. Velhasıl kelam; Aykut Kocaman ona, eksileri-artıları paralelinde, takım için daha faydalı olabileceği bir rol biçti. O da; istikrarı dışında, bu rolün hakkını veriyor. Bence.”

Takım muhtemel ideal kadro ile oynadıkça, eksiklikler daha belirgin olmaya başladı. Bunlardan biri de Cristian ve oynadığı bölgenin gereklilikleri. Öncelikle Aykut Hoca’nın, bilhassa konsantrasyon konusunda istikrarsız olan Cristian’ı; savunma görevlerinden azad edip hücuma sevketmesi, eldeki imkanları en verimli şekilde kullanmak anlamında doğru ve faydalı oldu. Ancak bazı maçlarda hücumda çok iyi işler yapsa da, genel olarak Fenerbahçe’nin hücum 4′lüsünde en zayıf halka bu haliyle. Yerine başka oyuncu düşünmeden önce; Cristian’dan, orta alan ve hücumda daha fazla top kazanmasını, daha agresif, ısıran futbol oynamasını isteyebilir Aykut Hoca. Böylece defansif orta saha oyuncusundan ofansif orta saha yaratmanın, hücum alanında yapılan savunma ve günümüz futbolunun en çok golle sonuçlanan 3. bölgede kapılan toplara daha çok faydası olacaktır. Zira Cristian çalım atıp, ara pası yapan bir futbolcu değil.

 

O bölgeye Sezer ve Mehmet Topuz da aday olabilir. İkisi de daha önceki takımlarında o bölgede başarılı olmuşlar ve Fenerbahçe’ye o bölgede sergiledikleri performans sonucu transfer olmuşlardı. Tabii ikisinin de -Cristian gibi- eksileri ve artıları var hem ideal 11, hem de görev alanları için. Ancak kesinlikle denemeye değer, Sezer’in yetenekleri ve Topuz’un enerjisini.

 

Hakeza Meireles. İngiltere’de birkaç maç oynadığı o bölgede, 5-6 gol de atmıştı üst üste yanılmıyorsam. Cristian’dan daha tahmin edilebilir/hesaplanabilir bir performans göstereceği ve ön alanda daha iyi savunma yapacağı kesin.

 

Cristian, Topuz, Sezer ve hatta Meireles varken o bölgeye transfer gerekir mi emin değilim. Ama Rıdvan Dilmen’in; Wolfsburg’dan Diego ve Güntekin Onay’ın pasıyla Fernandes örneklerini doğru buluyorum. Enerji, yetenek ve dikine pas/dribling stilleriyle, mevcut oyun şablonumuz için biçilmiş kaftan olurlar/dı.

 

5- Savunma tandemi / Sağ stoper / Bekir: Aykut Kocaman dönemi yükselen değerlerden. Sezon başı bocalama dönemi sonrası son 4 maçın belki de en formda oyuncusu. Markaj ve top kapma refleksleri oldukça iyi. Topu oyuna pas ve driblingle sokma konusunda ise kendini bir hayli geliştirdi. Yobo ile birbirlerini hem daha iyi tanıyorlar, hem de tamamlıyorlar. Zaten görüldü ki; Bekir-Yobo, Bekir-Egemen ve Yobo-Egemen’den çok daha verimli. Ve zaten Yobo; alıştığı sol stoperde, sağ stoperden çok daha başarılı.

 

Ancak ben geçen sezondan beri emin değilim Bekir-Yobo ikilisinden. Türkiye için, bilhassa yabancı sınırlaması olduğu düşünülürse bir yerli bir yabancıdan kurmak mantıklı ve bu konuda Aykut Hoca haklı; fakat yükselen Avrupa hedeflerinde savunma tandeminin havadan ve yerden çok daha sert olması gerektiğini düşünüyorum. Bekir topu oyuna daha iyi soksa da; bir Kjaer-Yobo tandemi mesela.

 

Tabii yeni bir transferin uyum süreci vs. derken Bekir’den fazla katkı yapacağını düşünmek de hayalcilik olabilir. Bu belki de gelecek sezonun planlamasında yer alacaktır.

 

6- Sol bek alternatifi: Şahsen Hasan Ali’den çok ama çok memnunum. Dayanıklılığı ve sürekliliği her futbolcuda rastlanmayan bir özellik. [Maşallah] Kademe, pozisyon alma konularında her maç üstüne koyuyor. Koşu mesafelerinde neredeyse her maç takımın ilk 3′üne giriyor. Ancak Gökhan kadar olmasa da, hücuma biraz daha katkı yapması lazım Hasan Ali’nin. Ama asıl sorun bu değil, mevcut haliyle Hasan Ali, öğrenme yeteneği ve isteğiyle o mevkide uzun yıllar hizmet edecek Fenerbahçe’ye. Sorun alternatifsizliği. Caner ancak idare edebilir orada. Özgür Çek hakeza. Yabancı kontenjanı kullanılacak bölge değil bence. Türkiye’den kim ile yedeklenebilir bilmiyorum ama beni en çok korkutan konu, Hasan Ali’nin alternatifsizliği şu anda.

 

7- Forvet alternatifi: Sow tam isabet. Yokluğunda [mazallah] Kuyt görev alabilir o bölgede. Ancak Semih ve Henri’den artık yararlan(a)madığımıza göre, Sow ve Kuyt’ın yanında bir 3. alternatif alma zorunluluğumuz var. Bu ancak takım dışından, transferle çözülebilecek bir konu. Ki sanırım bu konuda çalışma olacak.

 

 

Gelelim artılara:

 

1- Duran toplar: Daum dönemi sonrası zayıfladığımız bir alandı. Bir duran top ustası da aramızdan ayrıldı. Ancak görüyoruz ki takımda cevher çokmuş bu konuda. Cristian ve Caner topa iyi vuruyor frikiklerde. Gökhan ile yaptığımız korner organizasyonu ise patentlik. Dahası da mutlaka vardır, eminim çalışılıyordur Samandıra’da. İnşallah onları da görürüz yakın zamanda.

 

2- İleri 3′lü rotasyonu / Swap: Bardağın boş tarafına bakmayı şiar edinmiş ulamalarımız çok tantana yaptılar Sow’u sağda/solda, Kuyt’ı uçta/solda görünce ama sanırım artık anlaşılmıştır Aykut Hoca’nın ne yapmak istediği.

 

Öncelikle; elbette mevkilerinde başarılı olmaları muhtemeldir kanat ve forvet oyuncularının, ancak bir o kadar da tahmin edilebilir olurlar her zaman bulundukları noktalarda. Bunun yanında; -ki bence Aykut Hoca’nın asıl amacı- ileri uca zaman zaman Kuyt’ı çekip, Sow’u sağa veya sola alarak, öndeki baskının kuvvet/enerjisini daima en yukarıda tutmaya çalışıyoruz. Örneğin; yorulan Sow kenara, kademeye geliyor ve Kuyt önde baskı bayrağını devralıyor zaman zaman. Hem Sow’u markajda ezdirmiyor bu şekilde, hem de oyunu zenginleştiriyor Aykut Hoca. Bence dahiyane.

 

3- Orta 3′lü rotasyonu / Swap: Göbekteki Topal-Meireles ikilisi ve bazen Cristian’ın da katılımıyla ileride Caner-Kuyt-Sow’un yaptığı yer/görev değişikliklerinin benzeri orta sahada oluyor zaman zaman.

 

Hücum hattında yapılan rotasyonun sebepleriyle benzer özellikleri var. Bazen Topal tutuyor, Meireles kuruyor, bazen de tersi oluyor. Zaman zaman Cristian Meireles’in görev alanını doldururken, Meireles öne çıkıyor.

 

Bu anlamda Fenerbahçe; orta saha ve hücumda, iki “Dönen üçgeni” matkap ucu gibi kullanıyor. 


4- Dinamizm: Fenerbahçe artık en az rakibi kadar koşuyor. Depar/sprint mesafeleri arttı. Toplu/topsuz koşular ve hücum/savunma hızları gelişti. Fenerbahçe artık çok daha dinamik.

 

Hadsiz ve utanmaz futbol ulemaları, muteber bir Alman teknik direktörün aynı söylem ve duruşuna “Koşan Takım heyo heyo” derken/diyecekken ve mesela Löw’ü modern futbolun ideal temsilcisi ilan ederken; aynı yoldan ve ama içine farklı renkler/zenginlikler de katan Aykut Kocaman ile -sebebi nedendir bilinir de bilinmez- akıllarınca dalga geçtiler. Elbette zaman, futbolun tartışmasız doğrularını söyleyen Aykut Kocaman’ı haklı çıkardı. Bunu kendisi de çok iyi ifade etti. “Futbol koşmak değildir, ama önce koşmak gerekir.”

 

Antremanda ve maçta ölçülen değerler/istatistikler bir işe yaramaz/yaramıyor diye düşünenler olabilir. Ancak rakiplerle, bilhassa Avrupa futboluyla kıyaslamalar yaparken ve daha çok; futbolculara iyi ve kötü maçlar arasındaki farkı gösterir/izah ederken çok ikna edici ve faydalı olur/oluyor bu değerler.

 

Sadece futbolda değil; hayatınızın her alanında, ölçemediğiniz birşey hakkında yorum yapamaz ve arpa boyu yol gidemezsiniz, unutmayın.

 

5- Kalite Dengesi: Yıllarca yıldız futbolcularımızın yokluğunda organizasyon sıkıntısı yaşadık. Kaderimiz çoğunlukla birkaç oyuncunun ayaklarının ucundaydı.

 

Peki şimdi nasıl?

 

Bursaspor maçında olduğu gibi ilk 11′den 6 oyuncu eksik olmadığı sürece; çok dengeli bir takım kadrosuna sahibiz. Oyuncularımızın neredeyse tamamı takım oyuncusu, asker. Defansta Yobo, orta sahada Meireles, hücumda Kuyt da generaller. Ama Yobo, Meireles ve Kuyt; 3′ü de “askerlikten gelme generaller.”

 

Solda Caner / Stoch.

Sağda Kuyt / Krasic / Topuz.

Stoperde Yobo / Serdar / Egemen / Bekir.

Sağ bekte Gökhan / Orhan / Topuz.

İleri uçta Sow / Kuyt.

Orta ikili/üçlüde Meireles / Topal / Cristian / Topuz / Sezer / Salih alternatifleri,  kalitenin planlı bir şekilde ne kadar homojen dağıldığının göstergesi. Sol bek istisnasıyla.

 

6- Genç/Yaşlı – Yerli/Yabancı Denge ve Kalitesi: A Milli Takım’ın iskeletini oluşturan yerli futbolcularımız, her biri ülkesinde milli olan yabancı futbolcularımız, genci yaşlısıyla tecrübe ve umut aşılıyorlar Fenerbahçe’ye.

 

7- Kolej değil “Anadolu Lisesi” Takımı: Bilhassa yaratılan suni kriz sonrası, takım havasını yeni yeni buluyor. Ancak en zor günlerde dahi, bazı yabancı oyuncular ve ama çoğunlukla yerlilerin soyunma odasından başlayarak sorumluluk almaları takdire şayandı.

 

Şimdi, takım kazanma alışkanlığını hatırladı ve yüzler gülüyor. Zor günlerde gösterilen karakter ve duruşun kıymeti, iyi günlerde daha bir belirgin oluyor.

 

Bugün; takım kazandıkça yerlisi yabancısı, genci yaşlısı tek bir amaç doğrultusunda, bireysel performans ve menfaatleri değil, takım ve Fenerbahçe için mücadele ediyor.

 

Onca teknik ve taktiğin içinde, bence en önemli ve etkin faktör de bu zaten.

Birbirine güvenen, inanan, sahip çıkan bir takım, ortalama üstü bir kaliteye de sahipse, kalıcı ve daimi başarının ilk adımını atmış demektir.

 

Eminim ki; Aykut Kocaman önderliğinde Fenerbahçe’nin attığı bu adımların kıymeti, taçlanan başarılarda daha belirgin olacak.

 

 

***

 

 

Yıllarca, Türkiye’de hasbelkader ilerlerken, her Avrupa’ya çıktığında morali ve dengesi bozulan Fenerbahçe; bu sene tersine, Türkiye’de arzuladığı zemini bulamamışken, Avrupa’da aldığı seri galibiyetler ile rehabilite oldu. Bunu irdelemek gerek. Çıtayı/eşiği Avrupa arenasına koyduğumuz gün, istediğimiz yere olan yolu kısaltmış olacağız. Türkiye Ligi peşinden gelecek.

 

14 Şubat’ta başlayan Avrupa Ligi ikinci turuna kadar çok vaktimiz var.

Ben, şablon/diziliş/oyuncu yapısı olarak modern Avrupa futbolu mertebesine adım atmış Fenerbahçe’nin; bilhassa ilk maçı deplasmanda oynayacağı her takımı eleyebileceği kanaatindeyim.

 

Artılar artacak.
Eksiler eksilecek.
Fenerbahçe yükselecek.

 

Gerisi kura şansı.

Ya nasip.

“Road to Amsterdam!” mı?
Neden olmasın?

Kaynak: http://noavas.blogspot.com/2012/11/yeni-fenerbahce-eksiler-ve-artlar.html?spref=tw
Kategoriler
Popüler Konular
turk porno ankara escort antalya escort afyon escort elazig escort canakkale escort izmir escort konya escort gaziantep escort izmit escort