Pianigiani: “Buraya öylesine gelmedim”

Pianigiani: “Buraya öylesine gelmedim”

906477 15113555 640 360 260x146 Pianigiani: Buraya öylesine gelmedimFenerbahçe Ülker Başantrenörümüz Simone Pianigiani, Türkiye’deki yazılı basına ilk özel röportajını Eurosport.com Türkiye’ye verdi.

İtalyan koç, Final Four hedefinden, David Hawkins ve Ergin Ataman’la ilişkisine kadar pek çok merak edilen soruyu içtenlikle cevapladı.

Yeniden yapılanan Panathinaikos ile gruptaki dengeleri değiştirebilecek bir maça çıkacaksınız. Pedoulakis yönetimindeki yeni PAO, Avrupa ve Yunan Ligi’nde oldukça zorlanıyor. Maç hakkındaki düşünceleriniz neler?

Panathinaikos, Avrupa’nın en önemli kulüplerinden biri. Dimitris Diamantidis gibi potansiyeli sınırlanamayan bir oyuncunun yanında, yıllarca bu seviyede basketbol oynamış Kostas Tsartsaris, Sofoklis Schortsanitis ve Jonas Maciulis gibi silahlara sahipler. Maçın zor olacağını biliyoruz ve hedefimiz bunun üstesinden gelmek. İki takım da yaz döneminde kadrolarını büyük oranda değiştirdi ve onlara nazaran bizim şu anki sakatlık temelli sorunlarımız daha büyük. Ancak ev sahibi biziz ve karşılaşmanın dengeli geçmesini bekliyorum.

PAO maçı özelinde konuşmak gerekirse, aynı gruptaki durum gibi her şeyin mümkün olduğunu düşünüyorum. Biliyorsunuz grupta mağlup olmayan ve galip gelmeyen bir takım yok. Özetle, bu kadar dengeli bir grubun, karakteristik özelliklerini yansıtacağı bir karşılaşmaya çıkacağımızı söyleyebilirim.

Geçen haftaki Real Madrid mağlubiyetini verilen 14 hücum ribaunduna bağlayan birçok kişi oldu. İstatistik bazlı konuşursak, sezon başından beri de Fenerbahçe Ülker’in ribaund sorunu göze çarpıyor. Bu konu hakkında ne söylemek istersiniz?

Ribaund sorunumuz olduğu bir gerçek. Sezon başından beri bu alanda problem yaşıyoruz ama tek parçada o eksikliği vurgulamak yanlış olur. Real’e yenildiğimiz gece, rakibin de genel basketbol anlayışı içerisinde hücum ribaundu konusu çok baskın olduğu için o yan ön plana çıkmış olabilir. Basketbol bir oyunlar bütünü değil mi? Sadece istatistiğe bakıp konuşmak bana biraz çocukça geliyor. Hücumumuzun henüz hazır olduğunu söyleyemem ve fazla da top çalamıyoruz. Eğer geçiş esnasında rakipten topu kapabilirsek, ribaund sorununu telafi edebiliriz. Ancak şimdiye kadar bunu da sıklıkla yapmadık.

Ayrıca, daha az top kaybıyla oynarsak; yani pozisyon sayımızı yukarı çekersek, yine ribaund problemine karşılık verebiliriz. Yine de bu sorunu çözmemiz gerekiyor ve kesinlikle ribaundlar için savaşmalıyız. Sezonun başında olduğumuzu vurguluyorum; şu anki sorun hücumumuzda. Büyük hedefler için kurulmuş, üst düzey bir takım gibi hücum etmiyoruz. Topu bazen çok kolay kaybettiğimizi ve bunun rakibe kolay sayı şansı tanıdığını artık tekrarlamanın bir mânası yok. Bunlar sonucu belirliyor ve düzeltilmesi gerek.

Herhalde taraftarlardan en çok aldığımız soru bu. Michael Batiste, dört numara pozisyonunda oynamaya devam edecek mi? Bu kararın David Andersen’in form durumuyla alakalı olduğunu farz etsek bile; Batiste’in PAO kariyerini göz önünde bulundurduğumuzda, dört numara pozisyonu izleyici için biraz alışılmışın dışında sanki…

Problem Batiste’in dört veya beş numarada oynaması değil. Kadromuzda birçok pozisyonu kotarabilecek, farklı nitelikte oyuncular var. Mesela Oğuz Savaş doğal bir pivot, İlkan Karaman ise gerçek bir dört numara. Andersen, Batiste, Kaya ve hatta bu gruplamanın içine dahil edilebilecek Emir Preldzic, farklı bölgelerde oynayabilirler. Bu benim sahip olduğum bir opsiyon, ayrıca takım içerisindeki dengeyi kurabilmem için biraz daha zaman geçmesi gerekiyor.

Açıkçası, ben insanların neden bu olaya bu kadar çok yoğunlaştığını da anlamıyorum. Bizim çok daha majör problemlerimiz var. David Andersen, Olimpiyat Oyunları sonrasında diz kapağından sıvı aldırdı ve hâlâ iyileşme sürecinde. Romain Sato’nun Slovenya’dan dönüşünden sonra sırt problemi baş gösterdi ve Bo McCalebb’in sakatlığının durumu ortada. JR Bremer daha takıma yeni katılıyor. Bu takımdaki tüm oyun kurucular yeni. Önce birbirimizi tanımalıyız ki, ardından dört numarada kimin oynayıp oynamayacağını düşünelim. Bu uzun bir yolculuk ve oyuncularımın doğru yaklaşım içerisinde olduklarına inanıyorum.

Real Madrid gibi bir takıma karşı oynarken, fark çift hanelere çıktığında çoğu takım kendi oyununda duraksamalar yaşar. Uzun süredir aynı sistemi benimseyen büyük takımlara karşı bunu da gayet normal karşılayabilirsiniz. Ancak benim takımım maçı kazanmak için mücadele etmekten hiç vazgeçmedi. Kendi sistemini oturtmaya çalışan bir koç adına bundan daha güzel bir detay olamaz. Tüm oyuncularımın ortaya koyduğu karakterden çok memnunum.

Basın toplantılarında birçok kez, “Bugünkü oyunumuzla beraber duvara yeni bir taş ekledik” diyerek sürekli takımın gelişme sürecine dikkat çektiniz. Takımın ne zaman uyum sürecini tamamlayıp, hazır olacağını düşünüyorsunuz?

Tahmin yapmak gerekirse, grup aşamasını tamamladıktan sonra bir kimlik kazanacağımızı ve ciddi sakatlıklar yaşamazsak %100’ümüzü ortaya koyabilecek konuma geleceğimize inanıyorum. Tutarlı olmak, istikrarı sağlamak çok önemli.

Ben Siena’dan buraya “herhangi bir takımı” çalıştırmak için gelmedim. Avrupa’dan birçok yerden teklifler vardı ve istersem Siena’da da kalabilirdim. Gerçekten özel bir şeyler yaratmak, gerçekten bir projeyi hayata geçirmek için Fenerbahçe Ülker’in teklifini kabul ettim. Yeni salon, taraftarlar ve yönetim ciddi hedeflerle Avrupa’da istikrarlı olacak bir takım istiyorlar. Bu yolda, fazla duygusal olamazsınız. Top çemberin içine girdiği bir gün “Evet!” diye bağırıp, dolaşıp çıktığında hemen sistemi eleştirmeye koyulmamanız gerekir.

Biz bir gün felaket, öbür gün de harika bir takım olarak nitelendirilebiliriz. Benim koç olarak görevim, antrenmanda oyuncularıma her geçen gün yeni şeyler öğretmek. Onların bir önceki haftadan daha iyi bir konuma gelmesini sağlamak benim işim. İşte bu yüzden sürekli “bugün de duvara yeni bir taş ekledik” diyorum. İstikrarlı bir takım kimliği kazanmamız; deplasmanda veya içeride oynadığımız tüm maçlarda rakibe karşı “Fenerbahçe bizi yenebilir” mesajını verdiğimiz günle tamamlanacak. Bu, çoğu galibiyetten daha önemli. Özetle bu benim amacım.

Fenerbahçe Ülker, neredeyse her Euroleague takvim yılına Final Four hedefini dillendirerek başlayan bir takım. Bu sene Avrupa basını CSKA, Real Madrid ve Barcelona ile beraber sıklıkla sizi dörtlü finale aday gösteriyor. Sizin takımdan beklentileriniz ne?

Final Four’u düşleyen, orada olmayı amaçlayan birçok takım var ve hâyâl etmek işin kolay tarafı. Euroleague Final Four’u, gerçekten biraz özel bir organizasyon. Mesela, geçen hafta bizi İstanbul’da mağlup eden Real Madrid son 15 yılda kaç kez son dörde kalabildi? 1? Avrupa’da her yeni sezonda, 10 tane diğerlerinden daha güçlü takım gösterilir ve eğer bunların arasındaysanız, Final Four için yarışmaya aday olduğunuzu söylemek mümkün.

Bu sene, biz istikrarlı gelcek sezonların temellerini atmaya ve oyuncuların birbirlerini tanımasını sağlamaya çalışacağız. Tecrübeli oyuncular ile genç oyuncuları kadro içerisinde sentezlemeye çalıştık; mesela herkes Emir’i yıllardır biliyor ama o hâlâ genç bir oyuncu. Bojan da aynı şekilde. İlkan, geçen yıl umarım Euroleague’i televizyondan izlemiştir. Tüm oyuncularım bu seviyede oynayabilecek yeteneğe sahip ve biz de onların farklı niteliklerinden bir sonuç elde etmeye çalışacağız.

Üst düzey takımlar, birlikte hareket edebilecekleri ortak bir mental güç oluştururlar. Her antrenmanda; sabah, öğle akşam, kazandıklarında salon “Bravooo”, kaybettiklerinde “Ah, hayır nasıl yenilirsiniz” derken hep beraber hareket ederler. Bunun iyi bir oyuncu veya iyi bir takım olmakla alakası yok. David Andersen, Bo McCalebb ve Romain Sato gibi oyunculardan benimle beraber buraya geldikleri için gurur duyuyorum. Fenerbahçe’de oluşturmaya çalıştığım, bir şampiyon takım kimliği. Onlar bunu biliyorlar.

Yaz dönemine geri dönecek olursak, Avrupa basını sık sık Siena’dan ayrıldığınız takdirde ACB veya Rusya Ligi arasında bir seçim yapacağınızı yazdı. Neden Türkiye’yi ve Fenerbahçe’yi seçtiniz?

Siena’dan ayrılacaksam, özel bir şeyler yapmalıydım. Çünkü ben şanslı bir adamım; profesyonel basketbolda, kendi şehriniz içerisinde kazanabileceğiniz tüm kupaları kazanmak pek alışılmış bir durum değil. Altı sene üst üste lig şampiyonluğu, dört lig kupası ve iki Final Four… Belki gelecekte İtalya’da hiçbir takım bu dominasyonu bir daha yakalayamayacak. Siena’dan ayrılmak çok zordu çünkü diyorum ya, orası benim şehrimdi. Orada büyümüş ve hayatım boyunca elde ettiklerimi Siena sayesinde kazanmıştım. Bu yüzden gitmek, sadece “gitmek” anlamını taşımıyordu. Bundan çok daha özeldi ve ben özel bir şeyler yapmalıydım.

Kemal Dinçer, Haziran ayında bana projeden bahsettiğinde Fenerbahçe’nin doğru bir seçim olacağına karar vermiştim. Yeni salon ve yöneticilerin ortaya koydukları modern görüş, buraya gelmemi sağlayan önemli etkenlerden birkaçı. Düşünme fırsatı bulduğum süre içerisinde, duygularım ve tutkularım beni Fenerbahçe’ye itti. Sanırım bu şekilde özetleyebilirim. Diğer teklifler için konuşmak gerekirse… Konuşmayalım, onlar özel (gülüyor).

İki taraflı bir David Hawkins sorusu. Beşiktaş’ın sponsor problemleri nedeniyle başka bir takıma gideceğini açıklayan David Hawkins ile Fenerbahçe Ülker’in her konuda anlaştığı; ancak sonraki gelişen süreçte, sizin Romain Sato’yu tercih ettiğiniz ve David Hawkins’i istemediğiniz sıkça basında yer aldı. 2009-10’da Siena’da iki oyuncunun beraber oynadığını hatırlıyoruz. Neden iki oyuncuyu birlikte istemediniz?

Bu doğru değil. David Hawkins üst düzey bir oyuncu ve biz onunla iletişim kurmaya çalıştık çünkü Bojan Bogdanovic opsiyonunu kullanarak NBA’e gitmeye karar vermişti. Ancak Romain Sato ve David Hawkins arasında bir tercihim olmadı çünkü Hawkins’i sadece Bojan’ın gitmesi durumunda kadroya katacaktık. Sizin de söylediğiniz gibi, Hawkins ile Sato 2009-10 sezonunda beraber oynadılar. Eğer Bojan gitseydi, Hawkins listemizin başındaydı ve böyle bir tercih yapacaktık. Sato ile anlaşma zeminine, Hawkins ile iletişim kurulmadan çok daha önce gelinmişti; Romain ile kontrat imzalayınca da Hawkins transferinden vazgeçmek zorunda kaldık. Yabancı kuralları, Türk oyuncu kuralları, kulüp bütçesi… Yoksa ben takımın koçuyum, elbette Hawkins de gelsin oynasın isterim.

Türk takımları milenyumdan sonra kurduğu kadrolarda yüksek bütçelerin yanına, büyük hâyâl kırıklıklarını ekledi. İtalyan takımları ise ülkede yaşanan ekonomik kriz sonrası, dönemde Avrupa’nın en iyi ligiyken tüm sponsorlarını kaybettiler. Bu değişim nasıl sonuçlanacak?

Bütçe, içinde bulunduğunuz ülkeye göre değişim gösteren bir konu. İtalya’da bu sezon 7 yabancı + 1 İtalyan pasaportlu farklı uyruklu oyuncuyu kadronuzda bulundurabilirsiniz. Bu da toplam 8 ediyor. Eğer Amerikan oyuncu pazarına giderseniz, elbette bu daha ucuz.

Ancak burada saha içinde minimum iki Türk oyuncu bulunması kuralı var ve üst düzey takımların en iyi Türk oyunculara sahip olması gerekiyor. Üst düzey takımlar, en iyi Türk oyunculara sahip olmak için mücadeleye girişince de bu isimlerin fiyatları normalin de üzerine çıkıyor. Hâliyle, bu da sizin yabancı oyuncularınızın maaşını etkiler. Durum böyle olunca bütçenizde de artış oluyor tabii.

Mesela Euroleague maçlarında “İki Türk – üç yabancı” kuralına neden sadık kalmaya çalıştığım konusu soruluyor. Cevaplayayım, yabancı oyuncular sağlıklı değil çünkü (gülüyor). O an oyun içerisinde kim uygunsa onu seçmeye çalışıyorum ama kabul etmem gerek, oyuncuların uyruklarına dikkat etmek benim için hayli zor. Ben oyunculara 20 yıldır pasaportlarıyla bakmıyorum malum. Bazen oyuna fazladan yabancı sokacak gibi oluyorum, yardımcılarım “Heeey dur!” diye arkadan çıkışıyorlar. Onlara bu konuya odaklandıkları için teşekkür ediyorum, ben çoğu kez hata yapabiliyorum çünkü.

Siena Başkanı Ferdinando Minucci, bir röportajında Ergin Ataman’ı “Modern Siena’nın kurucusu” olarak nitelemişti. Buna katılıyor musunuz? Onunla beraber çalışmak nasıldı? Beraber geçirdiğiniz sezonda üç farklı kulvarda da Ettore Messina’nın Bolognası’na kaybetmiştiniz…

Evet, bunu hatırlattığınız için teşekkür ederim (gülüyor). Ergin ile beraber çok güzel yıllar geçirdik. Siena’nın ilk kez bütçeyi arttırdığı, Avrupa’da başarının hedeflendiği bir dönemdi ve biz Saporta’yı kazanmamızın yanında Euroleague’de de iyi bir sezonu tamamlamıştık. İleride büyük bir güce dönüşecek olan Siena’nın ilk adımlarının o süreçte atıldığını söyleyebilirim. Ergin aynı zamanda başarıyı yakalarken Petar Naumoski, Mirsad Türkcan gibi oyuncuları da takıma getirmişti. Siena adına ilginç, gerçekten ilgi çekici bir periyottu.

Peki, Ergin Ataman’ın oluşturduğu yeni Galatasaray hakkında ne düşünüyorsunuz? Domestik anlamda en büyük rakibiniz sizce onlar mı?

Şu anda Galatasaray işleyen bir sisteme sahip. Hedefleri gayet açık ve onları hafta içinde Efes’e karşı oynarken izledim, hazır durumdalar. Ergin, takımına bir kimlik kazandırmış ve parkede ne yapmak istediğini bilen Galatasaray’ı rahatlıkla gözlemleyebiliyorsunuz. Ancak onları Avrupa sezonu başladıktan sonra da görmek gerekir diye düşünüyorum.

Bence bizim takımımız, şu an 10 üzerinden 6’da ama Ocak ve Şubat döneminde 9-10’a çıkacağımızı söyleyebilirim. Galatasaray’ın dahil olduğu bu gruba aynı zamanda Efes ve Beşiktaş’ı da katmak lazım. Özellikle Beşiktaş, Euroleague’e harika bir başlangıç yaptı ve onlar da çok iyi bir koçun yönetiminde hazır görünüyorlar. Yine vurguluyorum, bu 8-9 aylık bir sezon. Örneğin geçen sezon için, Kasım ayının başlarında birine sorduğunuzda kaç kişi Beşiktaş’ın şampiyon olacağını öngördü? Belki de hiç kimse. Yazın söylemiştim, Türkiye Ligi eskisi gibi değil ve potansiyeli çok yüksek. Doğru değerlendirmeleri Aralık’tan sonra yapabileceğimizi düşünüyorum.

Luca Banchi yönetimindeki yeni Montepaschi Siena, Avrupa ve İtalya’da çok zorlanıyor. Yeniden yapılanma olsa da, bu kadar keskin bir geçişi neye bağlıyorsunuz?

Şu durumda Montepaschi için yapılan planlama ile hedeflenenler gayet açık. Zamana ihtiyaçları var, sakatlıklar nedeniyle büyük sıkıntılar yaşadılar ve bence her geçen gün daha iyiye gidiyorlar. Alba Berlin’e kaybettikleri maçın öncesinde turnuva için Amerika’ya gitmişlerdi, aynı iki sezon ABD’den döndükten sonra gruptaki ilk maçını evinde kaybeden CSKA gibi. Sonra oynadıkları Malaga ve Tel Aviv deplasmanlarında son topla mağlup oldular ve bence Banchi bunların üstesinden gelecek karakterde bir takıma sahip. Chalon ile Prokom’u yenip, Berlin’de de kazanabilirler.

İtalya Ligi’ne gelirsek, Siena’nın Cantu’dan bir, Milano’dan da iki galibiyet fazlası var. Bence sonuna kadar gitmek için yeterli güce sahipler, bunu yapamasalar bile sorun olmayacaktır. Yeni proje ve yeni bir takım. Şu anda Avrupa’da her takım Siena’ya saygı duyuyor.

Şu anda Sassari’nin zirvede bulunduğu İtalya Ligi’nde, üç kez koçluğunu yaptığınız Bootsy Thornton takımıyla beraber harika bir başlangıç yaptı. Yeni sezon adına düşünceleriniz neler, Sassari nereye kadar gidebilir?

Bunu tahmin edemem. Sassari iyi basketbol oynuyor ve yakaladıkları atmosferle sonuna kadar gidebilirler mi bilmem ama İtalyan basketboluna önemli katkı yaptıkları kesin. Ve Bootsy Thornton… İnanılmaz, olağanüstü özel bir oyuncu. Ona bu hücumda üçlük atmasını söyleyin, atacaktır. Perimetrede rakibi savunmasını isteyin, onu da yapacaktır. O maçta 30 sayı atmasını mı istiyorsunuz? Bootsy bunun için var. Thornton kazanmak için doğmuş, inanılmaz bir oyuncu.

Ekonomik kriz nedeniyle bu sezon İtalya Ligi’nde normalden de fazla genç oyuncu forma giyiyor. Bunun milli takıma etkisini konuşacak olursak… Genç oyuncuların, özgüvenli bir şekilde İtalya Ligi’nde basketbol oynaması güzel bir gelişme. Ancak bunun bir adım ötesine geçilmesi gerekiyor. İtalya Milli Takımı için hiç kuşkusuz forma şansı bulan oyuncular bir artı değer ama gençler, evlerinin kapısının dışına, İtalya’dan uzak yerlere gitmeli ve Avrupa tecrübesi kazanmalılar. İşte bu, bizim milli takımımızı bir üst düzeye taşıyacak. Umarım bu gelişme sadece İtalya Ligi ile sınırlı kalmaz ve oyuncular İspanya’ya, Almanya’ya veya başka bir yerlere gidebilirler. Hedef, bu olmalı.

Eurosport – Uğur Ozan Sulak – Onur Saygın

Kategoriler
Popüler Konular
turk porno ankara escort antalya escort ankara escort antalya escort antalya escort izmir escort konya escort gaziantep escort izmit escort