1907 ÜNİFEB’ten Açıklama: ”Bir Varmış, Bir Yokmuş…”

1907 ÜNİFEB’ten Açıklama: ”Bir Varmış, Bir Yokmuş…”

files 580x290 1907 ÜNİFEBten Açıklama: Bir Varmış, Bir Yokmuş...Unifeb’den açıklama: “Son yaşanan olaylarla birlikte artık Türk Sporunun sabır bardağı dolup taşmış bulunmaktadır. Arka arkaya gelen ve toplum huzurunda derin yaralar açan kirli oyunlar maalesef, hasıraltı edilmektedir.”

Kamuoyunun dikkatine,

Son yaşanan olaylarla birlikte artık Türk Sporunun sabır bardağı dolup taşmış bulunmaktadır. Arka arkaya gelen ve toplum huzurunda derin yaralar açan kirli oyunlar maalesef, hasıraltı edilmektedir. Büyük küçük birçok basın yayın kuruluşunu ve resmi organı arkasına alanGalatasaray, başta kendi taraftarı olmak üzere hem toplumu dolandırmakta, hem de yandaşlarıyla beraber üstünü kapatıp, yaşanmamış göstermektedir. Türk Sporuna az da olsa gönül vermiş her sporseverin aydınlatılması için, “Ezeli Rekabet, Ebedi Dostluk” kavramının kaybolmaması için, toplumun her kesimini doğrudan etkileyen bazı olaylarda, artık alışkanlık haline gelmiş olan yanlışı her zaman Fenerbahçe’de arayan zihniyete dur demek için bu açıklamanın zamanı gelmiştir.

Yazının geri kalanında, Galatasaray’ın kendi yöneticileri üzerinden yürüttüğü kirli oyunlar, bu oyunların masum vatandaşa nasıl yansıdığı ve bunlardan bazı kesitler bulunmaktadır:

VARAN 1) BORSA MANİPÜLASYONUN İÇ YÜZÜ:

Maceramızın başlangıcı 2010 yılında, Galatasaray Sportif A.Ş. ile Futbol A.Ş.’nin birleşmesine dayanmaktadır.

Şirket birleşmesi, yayınlanan ‘birleşme duyurusunda’ şöyle yazıyor: 

“Futbol A.Ş ile birleşme halka açık Sportif A.Ş.’nin sadece giderlerini artırmayacak. Bu şirketin gelirleri de artacak…”

Bir karlılık durumundan söz ediyor.

Devamı geliyor;

Bakın gelir kalemlerinde yer alan maddeler neler?

“Transfer gelirleri, futbolcuların imaj hakları, uluslararası turnuvalardan elde edilen gelirlerin yüzde 70’i, müsabaka ve iletişim gelirleri….”

Ve ayrıca bir diğer ek maddede ise şunlar yazılı: 

“Futbol A.Ş.’nin Ali Sami Yen’in işletilmesi ve bilet satışıyla iştigal ettiği…”

Görüldüğü üzere buraya kadar, renkli ve çekici bir tablo resmedilmiş. Bundan sonra gerçekleşen olayları, bir ekonomistin ağzından dinleyelim.

Dikkatle yazılanları okuyoruz: 

(Yavuz Semerci’nin yazısından alıntılanmıştır.)

“Bir yatırımcının bu ifadelerden anladığı (gelir projeksiyonunda nasıl bir öngörü yapılmış olursa olsun), Türk Telekom Arena’dan elde edilecek bilet satışlarının halka açık şirkete geleceğidir… 

***

Sonra ne oluyor? Bu açıklamanın ardından fiyatlar hisse başına 400 liralarda dolaşırkenGalatasaray Kulübü elindeki halka açık şirket hisselerinden satış yapmaya başlıyor.  Payını yüzde 83’lerden yüzde 55’e düşürüyor ve kasasına 160 milyon TL koyuyor. 

***

Sonra ne mi oluyor? Galatasaray Sportif A.Ş borsaya yeni bir açıklama yaparak “Ey yatırımcı kusura bakmayın. Birleştiğimiz Futbol A.Ş meğerse Galatasaray Kulübü ile 2 yıl önce bir mutabakat yapmış. Buna göre kombine bilet satışları ve VİP koltuk ve locaların satışından elde edilecek gelir Galatasaray Kulübü’ne aitmiş. Hukuken birleşme alacak ve borçlar ile bütün hukuki ilişkilerin bir kul halinde devralan şirkete geçmesine yol açar. Biz de bu şirketi devraldığımıza göre stat gelirleri bize değil, derneğe gidecekmiş. Yapacak bir şey yok!”
(Dikkat edin bu kadar önemli açıklama, 2 yıl sonra yapılıyor ve bu açıklama yapılmadan önce de şirketin üçte biri yatırımcıya yüksek fiyattan satılıyor!) 

Oyun henüz bitmiyor. Önce locaların pazarlanması için Denizbank ile anlaşılıyor. (Bu anlaşma aslında basit. Loca satın almak isteyen gidiyor Denizbank’tan kredi alıyor. Ardından da şirket hisseleri diplerde sürünürken bu kez de sermaye yüzde 9 bin 900 oranında (100 katı) artırıyor.”

Gelin bu kez de, son satırda bahsedilen %10.000 sermaye artırımını inceleyelim.
(Yine Yavuz Semerci’ye ait farklı bir köşe yazısından alıntılanmıştır.)

“DÜNYA üzerinde sermayesini neredeyse yüzde 10 bin artıran bir borsa şirketi var mıdır? Yeni duydum. Galatasaray Sportif AŞ böyle bir sermaye artırımı yapıyor. 2 milyon 788 bin TL olan ödenmiş sermayesini yüzde 9 bin 900 artırarak 278 milyon 808 bin TL’ye çıkarıyor. Sermaye Piyasası Kurulu’nun bu işe nasıl baktığını bilmiyorum. Ama bu şirketin küçük yatırımcılarının başına gelen galiba pişmiş tavuğun başına gelmedi.

Önce kârlı bir şirkete ortaktılar. Sonra bu şirket, zararlı bir şirketle birleştirildi. Şimdi de yatırımcıdan elinde bulundurduğu Galatasaray hissesinin nominal değerinin bin katı daha para isteniyor.

Bu tip operasyonların mimarları mutlaka ekonomik bazı gerekçelerle hareket ediyordur. Ancak halka açık bir şirketin attığı her adıma gazetecilerin küçük yatırımcı gözüyle bakması gerekiyor. Bu açıdan değerlendirildiğinde küçüklerin “sürekli mağdur” edilen bir kesim olduğunu söylemeliyim. Elbette SPK da böyle bakmalı. Ama bu empatiyi gösterdiklerinden emin değilim.

***

Yine gelişmelere baktığımda Galatasaray yönetiminin, bir önceki Adnan Polat yönetimine yatıp kalkıp dua etmesi gerekiyor. Neden mi? Sportif başarısızlığı bir kenara bıraktığımda, o yönetim kördüğüm haline gelen Riva projesi ve Arena’daki sorunları çözdü. Üstelik yeni yönetime miras olarak borsada işlem gören kârlı şirket ile eldeki zararlı şirketi birleştirerek temettü ödemeleriyle gerçekleşen kan kaybını durduracak formülü üretti.

Ünal Aysal ekibi bu birleşmeyi yapmasına rağmen şirketin değeri düşmedi. Çünkü yatırımcılar stat ve Riva’dan elde edilecek gelirleri düşünerek bu birleşme operasyonunu sineye çekti. Sonra Ünal Aysal ekibi yüksek fiyatlardan (elbette giderek düşen bir trendle) hisse senedi sattı. Halka açıklık oranı böyle yüzde 45′lere çıktı. Yönetim, derneğin kasasına yaklaşık 100 milyon dolar koydu. Ardından Arena’da VIP koltuklarının 10 yıllık gelirlerini ipotek ederek Denizbank’tan kredi sağladı. Şimdi bu paralar kullanılarak neredeyse yüzde 10 bin olan bedelli sermaye artışında kendi paylarına düşen miktarı ödeyecekler. Pek çok yatırımcı sermaye artışına katılmayacağı için dernek kullanılmayan rüçhan haklarını da kullanacak ve Sportif AŞ’deki hisse oranı tekrar yükselecek.

Riva’da oluşan ve 300 milyon dolar değer biçilen projeyi de eklediğinizde bu operasyonların altyapısı geçmiş yönetim tarafından gerçekleştirildi. Ve yeni yönetim yanılmıyorsam geçmiş yönetimi idari olarak da ibra etmemişti.

***

Not: Teknik bazı bilgiler vereyim: Galatasaray Spor Kulübü Derneği, 2 milyon 788 bin lira sermayesi olan Galatasaray Sportif AŞ’nin yüzde 55′ine sahip. Sermaye artırımının 151.8 milyon lirasını kulüp, 124.2 milyon lirasını ise yatırımcı karşılayacak. Satılamayan paylar, Sportif AŞ’nin ana ortağı Galatasaray Spor Kulübü Derneği tarafından karşılanacak. Sportif AŞ’de yüzde 83.38 payı bulunan dernek, 16 Ağustos-12 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirdiği hisse satışlarıyla payını yüzde 55′e düşürmüştü. Bu satıştan 168.8 milyon lira gelir elde edildi.” (16.02.2012)”

Konuyu toparlamak gerekirse,

Galatasaray, gerçekleştirmiş olduğu bu hisse birleşimiyle yasadışı yollarla hem zarar eden firması Futbol A.Ş.’yi kurtarmış, hem de devlete olan vergi borçlarından arınmıştır. Ayrıca yaratılan bu suni ortamda, yatırımcıyı heveslendirerek hisse almaya teşvik etmiş, gerçek dışı beyanatlarla yatırımcının kafasında umut ışığı yaratmış, tabiri caizse kandırmıştır. Bu yöntemle neredeyse %45 oranında sattığı hisselerini, hiçbir sıradan halka açık firmanın teşebbüs dahi edemeyeceği bir şekilde, tek taraflı yaptığı %10.000 sermaye artırımı denemesi ile dolandırmaya teşebbüs etmiş ve doğal olarak, kişisel sermayesini 100 kat artırmaya gücü yetmeyen küçük yatırımcıyı hortumlamaya çalışmıştır. SPK’nın izin vermemesi sonucu önce %400 sonra %300 sermaye artırımına gücü yetebilmiş olsa dahi, bu teşebbüsü bile bu ithamları hak etmeye yetmiştir. YANİ, ÖNCE KANDIRMIŞ, SONRA DOLANDIRMIŞ, EN SON HORTUMLAMIŞTIR. Bu vahim olay yanlı medya tarafından maalesef her zaman olduğu gibi hasıraltı edilmiştir. Söz konusu Fenerbahçe olduğunda 24 saat kesintisiz yayın yapabilecek olan kanallar, altyazı dahi geçmemişlerdir. Küçük yatırımcının ekmeğine göz diken, göz dikmekle de kalmayıp elinden alan, yani çalan Galatasaray’ı uyarmak da yine biz FenerbahçeTaraftarına düşmüştür. Dileğimiz, Galatasaray A.Ş. yatırımcısı başta olmak üzere, tüm halkımızın, bir an önce bu kirli oyunların farkına varmasıdır.

%10.000 oranında yapılmak istenen sermaye artırımının 13.02.2012 tarihli KAP bildirimi:

100katartrm 1907 ÜNİFEBten Açıklama: Bir Varmış, Bir Yokmuş...

Bunun engellenmesi sonucu 02.05.2012 tarihli %400 oranında yapılan ilk sermaye artırımının KAP bildirimi:

4katartrm 1907 ÜNİFEBten Açıklama: Bir Varmış, Bir Yokmuş...

En son olarak da %400 sermaye artımı üzerine yapılan 13.09.2012 tarihli %300 oranlı ikinci sermaye artırımının KAP bildirimi:

3katartrm 1907 ÜNİFEBten Açıklama: Bir Varmış, Bir Yokmuş...

VARAN 2) ADİL (!) CEZALANDIRMA SİSTEMİ:

Değerli kamuoyunun takdirine bıraktığımız bir diğer konu ise, spor hukukunun almış olduğu yanlı duruştur. Bu konu çok garip örneklerle, bizce çok çirkin bir vaziyet almış durumdadır. Verilen komik ve kabul edilemez cezalar bardağı bir bir doldurmuş, bugün ise artık taşırmıştır. Caner Erkin, Eskişehirspor – Fenerbahçe karşılaşmasında rakibiyle girdiği “futbol kuralları çerçevesindeki” ikili mücadele sonrası hakeme sarf ettiği öne sürülen ve dilimizde küfür olarak yer almayan “LAN” kelimesi yüzünden kırmızı kart görmüştür. Pozisyon sırasında yaklaşık 25 metre uzaklıkta yer alan ve pozisyona sırtı dönük olan hakemin verdiği kararın yanlış olduğu, pozisyonda yer alan rakip oyuncunun maç sonu konuşmasında da yer almıştır. Fakat, haksızlığı rakip oyuncu tarafından bile ispatlanmış bu kırmızı kart yüzünden Caner Erkin’e 2 maç ceza verilmiş ve bu Tahkim Kurulu tarafından da onaylanmıştır.

Gelin görün ki, sistem çarkları konu Galatasaray olunca nasıl da tersine dönmüştür.Galatasaray – Gençlerbirliği karşılaşmasının son dakikalarında rakibine yumruk atan, yani fiziki saldırıda bulunan Gökhan Zan 2 maç ceza almış fakat hafta sonu olağanüstü bir toplantıyla bir araya gelen Tahkim Kurulu tarafından bu ceza 1 maça düşürülmüş ve iyi halden dolayı da 1 sene ertelenmiştir. Galatasaray’ın stoper açığının bulunduğu bir haftada, Tahkim Kurulunun apar topar gerçekleştirmiş olduğu bu olağanüstü toplantı ve toplantıdan çıkan yanlı karar tabi ki bizleri ŞAŞIRTMAMIŞTIR.

Bu iki farklı kulüp için, birbirinden farklı olaylarda nasıl bir tutum sergilendiği ortadadır.

Bu konunun yorumu siz değerli kamuoyuna bırakılmıştır.

VARAN 3) FATİH TERİM ve CEZA:

Geçtiğimiz haftalarda TFF Hukuk Müşavirliği tarafından PFDK’ya sevk edilen Fatih Terim, bu süreci tam da beklediğimiz gibi tamamlamıştır. 4 ayrı iddia ile kurula sevk edilen Fatih Terim, normal şartların çok altında bir ceza ile serüvenini tamamlamıştır. Durmaksızın dönen bu kirli sistemin çarkları her zamanki gibi beklenen yönde dönmüş, kimseyi şaşırtmamıştır. Hakemin üzerine yürüyüp söz ve beden diliyle gerçekleştirdiği hakaretler sonucu tribüne gönderilen Fatih Terim, bununla da kalmayıp tribünden saha içindeki duruma müdahale ederek açık bir ihlal gerçekleştirmiştir.

Fatih Terim’in gerçekleştirmiş olduğu bu kural ihlalleri sonucu alması gereken ceza ile ilgili detaylı bir yazıyı alıntılıyoruz: (kaynak: www.sporx.com)

“Teknik direktör Fatih Terim, Orduspor karşılaşmasındaki eylemlerinden dolayı TFF Hukuk Müşavirliği tarafından dört farklı eylemden PFDK’ya sevk edilirken, bu ihlaller tecrübeli teknik adamı ciddi bir ceza tehlikesiyle karşı karşıya bıraktı. Terim’in maçın devre arasında koridorda hakemleri beklediği ve orta hakem Serkan Çınar’a dönerek, “İkinci yarıya çık, nasıl ilk yarıda bu kadar kötü yönettiysen aynı şekilde kötü yönet imi” dediği ardından kendisini alkışlayarak protesto etmesinden dolayı tribüne gönderildiği ortaya çıktı. Terim’in bu eylemi hem orta hakem Çınar hem de maçın temsilcisinin raporunda yer alırken, PFDK’nın bu eylemi disiplin talimatının 36. maddesi yani sportmenliğe aykırı hareket kapsamında değerlendirebileceği öğrenildi.

PFDK’nın Terim’in alkışlı protesto ve sözlerine hakaret kapsamında değerlendirmesi halinde fatura bir hayli ağır olacak. Sadece koridordaki bu eylemi ve sözlerinden dolayı sportmenliğe aykırı hareketten 1 ile 3 maç arasında ceza alması gerekecek olan Terim için PFDK “hakaret” derse sırf koridorun faturası Terim’e minimum 5 maç olacak. 3 maç Orduspor maçındaki hakem Serkan Çınar’a olan hakaretten, 2 maçta geçen sene Tolga Özkalfa’ya hakaretten ertelenen cezadan olmak üzere minimum 5 maç olacak.

Tabii Terim’in sevk dosyasındaki ihlali bununla sınırlı değil. İkinci ihlal ise Terim’in cezalı olmasına rağmen maçtan sonra sahaya girerek tribünleri selamlaması ve alkışlayarak disiplin talimatını ihlal etmesi. Üçüncü ihlali de maçtan sonra cezalı olmasına rağmen takımının soyunma odasına girmesi.

Dördüncü ihlal, talimatın 83 ve 85. Maddesinde belirtilmiş. Teknik adamların tribüne gönderildiklerinden itibaren idari tedbirli sayıldıkları izah edilmiş. Yine aynı talimatın 51. Maddesi de “idari tedbire uymayan teknik adamlara verilecek olan minimum ceza 4 maçtır” diyor. Kısaca tribüne gönderildikten sonra yedek kulübesindeki yardımcılarına ve futbolcuların talimat verdiği temsilci raporlarında yer alan ve idari tedbir cezasına uymayan Terim, 51. Maddenin c bendine göre dört ile 12 maç arasında soyunma odasına ve yedek kulübesine giriş yasağı alabilir. Kısaca sırf bu eylemden dolayı Terim’in 4 maç cezası kesin.”

Fatih Terim’in tribünden taktik verirken ki halinin, fotoğraflı, resmi kanıtı:

terimtaktik 1907 ÜNİFEBten Açıklama: Bir Varmış, Bir Yokmuş...

*Tribünden cep telefonu ile taktik verdiği için, Yılmaz Vural 5 maç hak mahrumiyeti ile cezalandırılmıştı.

Hal böyle olunca, geçmiş yıldan var olan 2 maç hak mahrumiyeti cezası ile birlikte neredeyse 7 – 14 maç arası ceza alması gereken Fatih Terim, sadece 3 maç ceza almıştır. Ceza konusunda, taraf Galatasaray olduğu zaman formasını giyen Tahkim Kurulu artık bizleri şaşırtmasa da, vaziyet içinden çıkılmaz bir hal almıştır.

Kendini, küçük dağları yaratmış olarak gören Fatih Terim’in bu sportmenlik dışı davranışları bir değil iki değildir. Düzenli olarak bu tarz hareketlerle karşısındaki kişilerin üzerine oynayan Fatih Terim, her seferinde de ödülünü almaktadır. Korkulan o ki, böyle devam etmesi durumunda ego tatmin düzeyi iyice yükselen Fatih Terim, kişisel hırslarını yerine getirebilmek için daha da kötü durumlar yaratacaktır.

Takdiri yine kamuoyuna bırakmak en doğrusudur.

VARAN 4) ÜNAL AYSAL’IN MEDYA MANİPÜLASYONU:

Borsadaki manipülasyon yeteneklerini yukarıda göz önüne çıkardığımız Ünal Aysal, bu manipülasyonları elbet yalnız yapmamıştır. Kamuflaj olarak kullandığı yazılı ve görsel basın organlarını, habercilerini, yazarlarını, tabiri caizse yanlı medyasını sistemli bir şekilde örgütleyip, attığı her adıma gölge oluşturmuştur. Gündemi Fenerbahçe üzerine çekerek, arka planda kirli oyunlarını sahnelemeyi başarmıştır. Saatler, günler ve hatta aylar boyu aralıksız bir şekilde suçlamalarla karşı karşıya bırakılan Fenerbahçe camiasının da, kendi üzerine yöneltilen okları engellemekle boğuşmaktan, bu haksızlıkları görüp ortaya çıkarmaya maalesef ki pek fazla zamanı kalmamıştır. Sözde kalem tutan, fakat o kalemi bir silah gibi kullanan bazı yazar bozuntuları, durmadan mermi yağdırmış, bu sayede cephe arkasında kaçış imkanı yaratırken, bir yandan da en büyük rakiplerini yaralama fırsatına ulaşmışlardır. Bir de hepsinin üstüne, resmi ağızdan yapılan ve Fenerbahçe’yi hedef alan açıklamalar ile gündem değiştirme operasyonları güçlendirilmiştir. Görüldüğü üzere buradaki kirli oyunlar da mide bulandıran bir hal almıştır.

Takdir yine siz değerli kamuoyunundur.

Şimdi soruyoruz:

1) Galatasaray camiası neye güvenerek %10.000 sermaye artırımına gitme talebinde bulunmuştur?
2) SPK bu konuda neden dava açmamış ve küçük yatırımcının yanında olmamıştır?
3) TFF, Tahkim Kurulu, PFDK, SPK gibi resmi organlardaki çifte standart nasıl sağlamaktadır?
4) Galatasaray camiasının medya içindeki gizli yapılanması nasıl işlemektedir?

Yazılanlardan da gördüğünüz gibi vaziyet, içinden çıkılmaz bir hal almış ve toplum nezdinde geri dönüşü olmayacak sonuçlar doğurmasına ramak kalmıştır. Toplumun birçok kesimini doğrudan etkileyen bu talihsizlikler dizisine dur demek üniversite öğrencileri olarak bizlerin görevidir. Burada yazılanlar sadece büyük resmin ufak bir parçasıdır. Haksızlıklar karşısında susan taraf olmak, başta gönül verdiğimiz renklere ve daha sonra da bu haksızlıklardan etkilenen vatandaşlara ihanet etmek olacağı için, bugün her şeyi dile getirip su yüzüne çıkarmak boynumuzun borcu olmuştur.

Hal böyle iken hala Fenerbahçe ile TFF arasında bir çıkar ilişkisi olduğundan bahsedip, bunu gerçekmiş gibi göstermeye çalışmak, artık sinir bozucu bir düzeye gelmiştir.

Gerçeklerin birgün ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır. O gün gelmiştir.

Fenerbahçe taraftarının, vaziyetin eskisi gibi devam etmesine izin vermeyeceğini herkes bilmelidir. 1907 ÜNİFEB bu işin peşini bırakmayacaktır.

Dileğimiz, en kısa sürede içinde bulunulan bu bataktan çıkılması, mağdurların mağduriyetinin çözülmesi ve halkı mağdur edenlerin, dolandıranların, hak ettikleri cezalara ulaşmasıdır.

Kamuoyuna duyurulur.

Saygılarımızla.

1907 ÜNİFEB Üniversiteli Fenerbahçeliler Birliği

Kategoriler
Popüler Konular
turk porno ankara escort antalya escort ankara escort antalya escort antalya escort izmir escort konya escort gaziantep escort izmit escort